DİL ÖZELLİKLERİ VE SÖZLÜK
BÖLÜM BAŞLIKLARI:
A. KUYUDÜZÜ KÖYÜNDE KONUŞULAN DİL VE DİL ÖZELLİKLERİ
B. SÖZLÜK - KUYUDÜZÜNDE KONUŞULAN ESKİ KELİMELER SÖZLÜĞÜ
A. KUYUDÜZÜ KÖYÜNDE KONUŞULAN DİL VE ÖZELLİKLERİ
1. BAZI SÖYLENİŞ (DİL) ÖZELLİKLERİ:
a.İlk hecesi K sert ünsüzü ile başlayan sözcüklerde; K harfinin önüne kalın ünlülerden biri geldiğinde, sözcük başındaki K ünsüzü G ünsüzüne yerini bırakır. Örnek:Kavun-Gavun,Kış-Gış,Koyun-Goyun,Kulak-Gulak
b.tümce sonlarındaki yüklemlerde bulunan –yor ekinin yerine –yu eki kullanılır.
Örnek:
geliyor-geliyi
c. -yoruz ekleri yerine -yu ve –yuk eki kullanılır.
Örnek:
geliyorum-geliyum
geliyorum-geliyum
geliyorsun-geliyusun
geliyor-(geliyu)
geliyoruz-geliyuk
geliyorsunuz-geliyunuz
geliyorlar-geliyular.
d. -ecek,-acak ekleri ikinci çoğul eki aldığında bu ekler yerine –icük,-ucuk ekleri kullanılır.
d. -ecek,-acak ekleri ikinci çoğul eki aldığında bu ekler yerine –icük,-ucuk ekleri kullanılır.
Örnek:
geleceğiz-gelicük
geleceğiz-gelicük
Bakacağız-bakıcuk
Koşacağız-goşucuk
Not:-cuk eklerindeki u harfi uzun söylenir.
e. Kelime +olumsuzluk takısı+gelecek zaman eki+soru eki –mi,-mı biçiminde ek almış bir kelimedeki soru ekleri örnekteki gibi kullanılır. Örnek:gitmeyecek miyiz- gitmiycük mü, koşmuyor muyuz- goşmiycük mü
f. -şık,-şik,-şın ekleri yerine –şuk,-şük,-şun ekleri kullanılır. Örn:bitişik-bitişük, bitişti-bitüşdü, karışık-garuşuk, karıştı-garuşdu, sarışın-saruşun
g. Eylem olan kök durumdaki kelimeler -tı,-ti,-tu,-tü ekleri aldığında, bu eklerin yerine yerine –dı,-di,-du,-dü ekleri
e. Kelime +olumsuzluk takısı+gelecek zaman eki+soru eki –mi,-mı biçiminde ek almış bir kelimedeki soru ekleri örnekteki gibi kullanılır. Örnek:gitmeyecek miyiz- gitmiycük mü, koşmuyor muyuz- goşmiycük mü
f. -şık,-şik,-şın ekleri yerine –şuk,-şük,-şun ekleri kullanılır. Örn:bitişik-bitişük, bitişti-bitüşdü, karışık-garuşuk, karıştı-garuşdu, sarışın-saruşun
g. Eylem olan kök durumdaki kelimeler -tı,-ti,-tu,-tü ekleri aldığında, bu eklerin yerine yerine –dı,-di,-du,-dü ekleri
kullanılır.
Örnek:
kaçtı-gaçdı, geçti-geçdi, uçtu-uçdu, göçtü-göçdü
2. DİLİN KAYBI
Son yıllarda özellikle genç nesil, köydeki konuşma ağzını büyük ölçüde bıraktı. Aşağıdaki sözlükte verilen sözcüklerin pek çoğunu unuttu,kullanmaz oldu.İstanbul ağzı ile köyde kullanılan ağzın karışımı bir dil kullanılır oldu.Biz ilkokulda okurken 1960’lı yıllarda ilkokul öğretmenimiz,annesine “gız nenov” diye çağıran çocuklara şakacıktan para cezası keserdi. Bu tür zorlamalar, okullarda verilen eğitim, şehirlere yapılan göçlerde edinilen yeni kültürler gibi etkilerle bu kelimelerin birçoğu unutuldu veya kullanılmaz oldu.
Aşağıdaki SÖZLÜK'ün zenginleşmesi için BİLDİĞİNİZ KELİME VE DEYİMLERİ yazıp gönderiniz. Katkılarınız olursa sevinirim.(24.11.2007)
Örnek:
kaçtı-gaçdı, geçti-geçdi, uçtu-uçdu, göçtü-göçdü
2. DİLİN KAYBI
Son yıllarda özellikle genç nesil, köydeki konuşma ağzını büyük ölçüde bıraktı. Aşağıdaki sözlükte verilen sözcüklerin pek çoğunu unuttu,kullanmaz oldu.İstanbul ağzı ile köyde kullanılan ağzın karışımı bir dil kullanılır oldu.Biz ilkokulda okurken 1960’lı yıllarda ilkokul öğretmenimiz,annesine “gız nenov” diye çağıran çocuklara şakacıktan para cezası keserdi. Bu tür zorlamalar, okullarda verilen eğitim, şehirlere yapılan göçlerde edinilen yeni kültürler gibi etkilerle bu kelimelerin birçoğu unutuldu veya kullanılmaz oldu.
Aşağıdaki SÖZLÜK'ün zenginleşmesi için BİLDİĞİNİZ KELİME VE DEYİMLERİ yazıp gönderiniz. Katkılarınız olursa sevinirim.(24.11.2007)
-------- -------- -------- -------- ------- -------
B. SÖZLÜK
(KUYUDÜZÜ KÖYÜNDE KONUŞULAN ESKİ KELİMELER SÖZLÜĞÜ)
B. SÖZLÜK
(KUYUDÜZÜ KÖYÜNDE KONUŞULAN ESKİ KELİMELER SÖZLÜĞÜ)
A
Abanmak: Yaslanmak,
Abıla: Abla
Abrul ayı: 14 Nisan-13 Mayıs arasındaki süreye verilen isim.
Ablak: Yuvarlak yüz şekli.
Aca: Acaba
Acans: Televizyon ve radyoda haberler.
Açacak (galem açaca): Kalemtraş.
Aç aruk: Aç kalıp beslenememe.
Adam: Koca ,eş.
Afgurmak: Boş boş konuşmak,havlamak.
Aga: Büyük ağabey, kardeş.
Ağaç çakalı: Sincap.
Ağaşak(Baştaki a uzun söylenir): İp eğirirken ereceğin ucuna takılan, koni şeklinde , ağaçtan yapılan araç.
Agıra: İki kişinin oynadığı bir sayışma,yarışma,aldatma oyunu.Tek el kullanılır. Parmaklara ve ele üç değişik şekil verilerek,kol aynı anda ileri uzatılarak oynanır.
Ağu (avu): 1-Zehir. 2-Yörede yetişen pembe çiçekli ,çalı şeklinde bitki.Orman gülü ,komar .
Aha: 1-İşte burada 2-Bir insanın cimriliğini anlatırken kullanılan ve elin yumruk yapılıp karşıdakine gösterilmesiyle beraber söylenen sözcük.
Ahiran: Tonyalılar’a yörede verilen isim.
Ahrında: Sonunda.
Akşamcak: Akşamleyin.
Akulukul olmak: Yaşadığı veya duyduğu beklenmeyen bir olay bir haber nedeniyle çok şaşırıp sersemlemek.
Akulukul olmak: Yaşadığı veya duyduğu beklenmeyen bir olay bir haber nedeniyle çok şaşırıp sersemlemek.
Akuru: Düz yol boyunca
Alaca: Siyah ve beyaz karışık renk. 2. El ve yüzünde lekeler olan.
Alamuk: Yağmur öncesi hissedilen yakıcı güneş sıcağı.
Ala pakla: Tanesi siyah beyaz olan fasulye cinsi.
Alaşa etmek(üçüncü a uzun söylenir): Horonda bir figür
Aletirik: El feneri.
Alışmak(alıştırmak): Tutuşmak ,yanmaya başlamak.
Analık: Üvey anne.
Anca: Şimdi.
Andır: Bir kızma sözcüğü.
Andır galsın: Olmaz olsun anlamında bir kızma sözcüğü.
Angara lasdiği: Lastik ayakkabı
Annak: Görülebilecek yer.( Annama gel de seni göriyim. )
Annaklamak: Bakarak aramak,kısa bir süre gözetlemek.
Anuk: Nane.
Apakuru: Dümdüz yol.
Argış: Öküz arabası ile yük taşırken bir seferde götürmeyip belli yerlere taşıyıp yığmak, yükü birkaç seferde taşımak.
Arış: Öküz arabasında boyunduruğun takıldığı ok.
Aruk: Zayıf.
Aşak(Birinci a uzun söylenir): İp eğirmekte kullanılan eğircekin ucuna takılan,koni şeklinde ,ortası delik ,ağaçtan yapılan araç.
Aşgar: Başında beyaz lekeler olan .
Aşlamak: 1- Su katmak. 2- Aşılamak. 3- Eski çorapları,kazakları örerek tamir etmek.
Atiş almiye gelmek: Gelirgelmez,gitmek için acele etmek,
Atma cember: Başörtüsünün bütün şeklinde başa atılıp kenarlarının çene altından dolaşıp başın üst tarafında yana gelecek şekilde bağlama şekli ve başörtü.
Atma türkü: Bir anda, akla gelen şekilde söylenen yöresel türkü.
Avara:İşsiz, boşgezen.
Avara etmek: İşini yapmasına engel olmak.
Avla(ikinci a uzun söylenir): Bahçenin etrafına sırık ve kazıklarla yapılan bir tür çit.
Avu: 1- Ağu,zehir 2- Çiçekleri zehirli olan ve çalı biçiminde orman diplerini kaplayan ağaççık,orman gülü.
Avulanmak: Zehirlenmek.
Avuz: İnek doğurduktan sonra ilk sağılan süt ve bu sütten yapılan bir yiyecek.
Ayakçavu: El ve ayak yıkamada kullanılan, ortası dar ve çukur ,kenarları geniş kap.
Ayakdaş: Birlikte yolculuk edilen kişi.
Ayaklanmak: Gitmeye hazırlanmak.
Ayam: Hava durumu.
******* ******* ********
******* ******* ********
B
Baçca:1- Evin yakınındaki sebzelik 2- Bahçe.
Bağa(ğ belirsiz söylenir): Bana. örn:baa bak(bana bak)
Bakagene: Bakarak.
Bakıraç: İçinde yoğurt, süt, sulu yemekler taşınan bakırdan yapılmış ,kapaklı ,tutmak için sapı olan küçük kap
Baldıran: Parçalı ve geniş yapraklı, yemeği de yapılan bir bitki.
Bardabaş: Başıboş,başıbozuk kişinin insanlar arsında kargaşa yaratması.
Basma: Kadın entarisi için kullanılan kumaş.
Basuk: Zayıf, çelimsiz.
Bayak: Biraz önce, demin.
Bazar: Pazar.
Bazarlık: Alışverişte pazarlık
Bek: 1- Hızlı. 2- Sağlam,sert,kuvvetli.
Bekmez: Pekmez.
Belguşa: (a uzun )Bele sarılan kuşak.
Berkitmek: Ayağın burkulması.
Beşdaş: Beştaş oyunu.
Beylik gazması: İki ağzı olup bir tarafı sivri olan,taş sökmek için kullanılan kazma çeşidi.
Bıldır: Geçen yıl.
Bıyıl: Bu yıl.
Bızıklamak(Dızıklamak da denir): Sığırların aniden koşmaya başlaması.
Bibi: Hala.
Bile: Beraber, birlikte
Bişi: Yufka
Bitike: Küçük parça,çok az.
Biyan: Bu taraf.
Biyanki: Bu taraftaki.
Boşmak(o uzun söylenir): Uğraşmak,boğuşmak.
Bosdan: Salatalık, hıyar.
Boyunduruk: Bir çift öküzün boynuna takılan ve araba pulluk çekerken kullanılan ağaç alet.
Böcük (ö uzun söylenir): Böcek.
Buymak: Çok üşümek.
Büber: Biber
Bürük otu: Bir sarmaşık çeşidi, yabani kahkaha çiçeği.
Büşürmek: Pişirmek.
Büzük: 1- Kalın bağırsağın sonu,anüs.2- Argoda,cesaretlilik
******** ******** ******** ********
C
******** ******** ******** ********
C
Cablama: İnce uzun tahta.
Caht etmek: Azmetmek.
Cam ışığı: Gaz lambası.
Campil: El fenerinin ampülü.
Canafar: Kurt anlamında kullanılır.
Caydak: Sade ve bir şeye sarılıp bağlanmadan
Caydakta bırakmak: Bir şeyi ortalıkta tehlikeli şekilde bırakmak.
Caymak: Vazgeçmek.
Cazı: Cadı.
Cember: Baş örtüsü.
Ceyran: Elektrik.
Cıbartmak: Ağaç fidesini, fidani orakla budamak.Daldaki yaprakları el ile sıyırıp almak.
Cıbartmak: Ağaç fidesini, fidani orakla budamak.Daldaki yaprakları el ile sıyırıp almak.
Cıdık: Kuş tuzağı.
Cıdık atmak: Birine tuzak kurmak,aldatmaya çalışmak.
Cıdık gibi: Meyvenin ağaçta çok fazla var olduğunu anlatırken kullanılır.
Cırmık: Kedi vb. hayvanların tırnağı.
Cırmıklamak: Tırnağıyla çizmek.
Cındar: Ağaç, tahta vb. şeylerden kopan şekilsiz kıymık.
Cındar: Ağaç, tahta vb. şeylerden kopan şekilsiz kıymık.
Cıngan: Çingene
Cıpban: Küçük çoçukların bebeklerin yaptığı alkış.(Örn: Hadi gızım cıpban et.)
Cıpban: Küçük çoçukların bebeklerin yaptığı alkış.(Örn: Hadi gızım cıpban et.)
Cıpsu: Yağmurda iyice ıslanmış.
Cırıtla: Mayalı ve sulu hamurdan yağda kızartılarak hazırlanan küçükçe bir çörek çeşidi.
Cicik: 1- Meme 2- Yeni ve güzel
Cici momak(çarşı momağı): Pazardan alınan buğday ekmeği.
Cizgek: Çizgi oyunu,seksek oyunu.
Cuharlamak: Yaş fındık ve ham erik (meyveleri) yiyerek zehirlenmek.
Comaat: Bir sorunu halletmek için toplanmış insan grubu.
Cöğöz(ö uzun,ğ belirsiz söylenir): Ceviz
Cumbuşlu(cımbışlı): Eğlenceli, komik,gülünç
Cücük: Civciv.
******** ******** ******** ********
ç
Çadar: Talaşı ile birbirine bağlanarak kuruması için asılan üçlü-dörtlü mısır koçanı.
Çağarmak: Çağırmak, davet etmek.
Çakıldak: Çiçekleri henüz dökülmüş, daha büyümemiş kiraz, erik gibi meyveler.
Çalı çilek: Dallarından süpürge olarak da yararlanılan, siyah küçük meyveleri yenen, birkaç metre boylanan bir çalı bitkisi.
Çalpara: Geniş ve yayvan küçük tencere.
Çangal: Fasülye sırığı,kısa sırık.
Çapıp çabalamak: Uğraşmak ,çalışmak.
Çaput: Eski bez parçası.
Çaruk: Çarık, ham deriden elde dikilerek yapılan dayanıksız bir ayakkabı çeşidi.
Çatal böcü(ö ve u uzun söylenir): Özellikle fındıklarda bulunan ince ve uzun,çok bacaklı ve çatal kuyruğu olan bir böcek.
Çavgun: Yağmur ve rüzgarın ev ve samanlıkları çok etkilediği kuzey taraf.
Çayan: Yengeç
Çaylak: Ayak basma için çıkıntısı olan ve buraya basılıp ellerle tutularak ayakta yürümeyi sağlayan iki tane uzun sopa.
Çaytak: Bacakları eğri olan.
Çekme :Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak.
Çelik: 1- Çelik çomak oyunu 2- Bu oyunda kullanılan küçük odun parçası.
Çenti (i uzun söylenir.): Sırt çantası.
Çığırmak: Yüksek sesle bağırıp ağlamak.
Çıngıl: Küçük ve seyrek taneli üzüm,kiraz vb. meyve salkımı.
Çıtıl: İnce dalları çok sık olan ağaç ya da ağaççık.
Çıtırik (i uzun söylenir): Küçük yapraklı ,çatlak kabuklu bir ağaç çeşidi.
Çıtlak: Yanan ateşten sıçrayan küçük ateş parçası.
Çıvgar: İki öküzün çekip çıkartamadığı arabaya iki öküz daha koşum yaparak çıkartma işi.
Çillenmek: Patates ya da çeşitli tohumların çimlenmesi.
Çimmek: Yıkanmak, banyo yapmak.
Çise: İnce yağmur.
Çit: İnce dallarla sık örülmüş,öküz arabasına konularak içine saman doldurulup taşımaya yarayan araç.
Çitlevü: Kaburga kemikleri.
Çivit: Çekirdek.
Çokmak: Küçük ve büyükbaş hayvanlar için gölgede bir araya toplanıp beklemek.
Çorba: Her tür bakliyat ve sebzeden yapılan sulu yemek.örn:nohut çorbası,pancar çorbası
Çort: Dikenli çalılık.
Çöğör(ğ belirsiz söylenir): Toprakta kalmış mısır sapı.
Çölük: Ağaç dallarından kırılan veya kesilip alınan küçük dal parçası.
Çölmük: Ağaçtan kopan kıymık, cındar.
Çölük: Ağaç dallarından kırılan veya kesilip alınan küçük dal parçası.
Çölmük: Ağaçtan kopan kıymık, cındar.
Çömen: Kurutulmak için bağlanıp birbirine yaslanarak dik olarak konulan mısır sapı.
Çörek: Sulu ve mayalı hamurdan yapılarak sacda bir hamur işi çeşidi.
Çörelemek: Oyalanmak.
Çöten: İçine mısır konulan ince çubuk veya tahtadan yapılan ambar.
Çuhut çarşısı gibi: Bir yerin darma dağınık olması.
Çürük ayı: Orak ayı, 14 temmuz 13 ağustos arası.
--------- --------- --------- --------- ---------
D
Dağan: İpten dokumalar yapılan yer tazgahında iplerin gergin durmasını sağlayan üç tane dalın uçlarının bağlanmasıyla yapılan araç.
Dalak: Bal peteği.
Dalamak: Kedi köpek gibi hayvanların ısırması.
Dalaşmak: Kedi, köpek gibi hayvanların birbiriyle kavga etmesi.
Dalmak: Bir kıza,kadına zorla dokunmak, sarılmak.
Daraklik(İ uzatılarak söylenir): Uzun ve beyaz gövdeli, yaprakları tırtıllı bir ağaç türü, Akçaağaç.
Dasdar: Yere serilen veya örtü olarak kullanılan bir dokuma kilim çeşidi.
Davun (gara davun): 1- Dert,hastalık. 2- İnsanları öldürdüğüne inanılan efsanevi yaratık.
Dayımu ( U uzun söylenir ): Dayıoğlu.
Daylak: Uzun ve ince.
Debertmek: Kurcalamak, eşelemek.
Dedürmek (ilk e uzun söylenir): Dokundurmak.
Demen (ilk e uzun söylenir): Değirmen.
Dehlemek: At eşek gibi hayvanları yürütme sözü.
Dekmük: Tekme.
Delümsek: Tam deli olmayan, saf kişi.
Demlük: Çaydanlık
Dene: Adet,tane.
Depinmek: Kızgınlıktan ayaklarını yere vurmak
Deze (İlk e uzun söylenir): Teyze
Dezemu (İlk e ve u uzun söylenir): Teyze oğlu.
Dıman: 1- Duman. 2- Sis.
Dımdızlak: Saçı çok kısa traş olmuş kafa. Ağaçsız çıplak kel tepe.
Dımdızlak: Saçı çok kısa traş olmuş kafa. Ağaçsız çıplak kel tepe.
Dınnak: Tırnak
Dırmaç: Yükü sırtta taşımak amacıyla kullanılan,yerde ıyılıp dokunan 3-5 cm eninde bir ip çeşidi.
Dışarılık: Büyü ve cinler etkisiyle olduğuna inanılan hastalık.
Dışarışeri: Geceleri üzerine işendiğinde insanı çarptığına inanılan cin.
Dibekdaşı: Buğday dövmeye yarayan içi oyuk taş.
Ditlek (i uzun söylenir): Sopa ile çember çevirme oyunu.
Ditlenegene (i uzun söylenir): Tekerlenip yuvarlanarak.
Dik horan: Bir horon çeşidi.
Dillü: Çok konuşan.
Dinelmek (N harfi genizden çıkarılarak söylenir): Ayakta durmak.
Ditmek: Küçük parçalar koparmak.
Divildemek: Olduğu yerde kıpırdayıp durmak.
Divrik: Hareketli ,dinç.
Dizlik: Kadınların şalvar içine giydiği, boyu dizlerde olan don.
Dizmek: İpte sıralamak,sıralamak.
Domadis: Domates
Doran: Mısırın tepesindeki çiçekler.
Doran atmak: Mısırın tepesinden çiçek açması.
Döşek: Yatak, yere serilen yatak.
Dönek: Lunaparktaki dönen zincirli salıncak.
Dundar: Yağmurdan ıslanmamak için sığınılan yer,saçak altı.
Dutacak: Sıcak tencereleri tutmaya yarayan bez parçası.
Dutalık: Ara sıra vuran hastalık. Sara.
Düdek:1-Haşlanmış kuru fasulye. 2-(meşe düdeği) meşe palamudu
Düven: Döven,eskiden öküzlerin çektiği ağaçtan yapılmış ve altında çakmak taşları çakılı olan buğday hasat aracı.
-----------------------------------------------------------------------------------
E
Ebe: Babaanne ,büyükanne.
Ebeköme: Ebegümeci
Ecünnü: Cin.
Eğecek (ilk e uzun ve ğ belirsiz söylenir): İp eğirmeye yarayan ağaçtan yapılmış araç.
Eletmek: Götürmek,iletmek.
Elikgeçisi: Karaca.
Eliğinkörü: Kızınca söylenen bir söz.
Elliği geçmek: Çok korkmak.
Ellik: Eldiven.
Elim dınnama vurdu : Çok üşüdüm.
Eli uzun: Hırsız
Elmek: Tek el ile tutacak kadar.
Eme: Ama.
Emice: Amca.
Emicemu (Sondaki u uzun söylenir): Amca oğlu.
Emzük: Emzik.
Eniş: İniş, bayır aşağı.
Enişte: Damat
Enük: Kedi, köpek türü hayvan yavrusu.
Enteri: Entari,elbise.
Erinmek: Üşenmek.
Erük: Erik.
Essaf mı: Doğru mu.
Eşgere: Açıktan ,insanların gözü önünde yapılan iş.
Eşilaç (e uzun söylenir): İçine çekirdekli kuru üzüm katılarak pişirilen sütlaç.
Eşşek: 1- Eşek .2- Odun kesmede kullanılan, çapraz çakılmış odunlardan yapılmış araç.
Eşşektikeni: Deve dikeni
Eşşek paklası: Bakla
Eşün (E uzun söylenir): Sac üzerindeki yufka, ekmek vb, çevirmek için kullanılan , demir sacdan yapılan 40-50 cm uzunluktaki bir çeşit fırın küreği.
Evmek: Acele etmek.
Evselemek: Parmakların arasından elemek.
Eye: Bıçak, orak gibi araçları bilemeye yarayan araç.
---------------------------------------------------------------------------------------
F
Fasile: Fasülye
Felenk: Ağaç kütüğünü yuvarlamak için kaldıraç gibi kullanılan sandal parçası. .
Ferik: Bir yaşında tavuk.
Feşel: Çok hareketli ve yaramaz çocuk.
Fıdık atmak: Parmaklarını şıklatmak, bu şekilde sevincini belli etmek.
Fıranbıl: Ihlamur
Fırıldak: Ağaçtan yapılmış,sırgan ezmek ve karıştırmak için kullanılan bir araç.
Fırma: Hurma
Fırmafıkıç: Çok kalabalık ve sıkışık.
Fışırtmak: Fırlatıp atmak.
Fışkı (fışgı): At,eşek tersi.
Fidil: Sebze fidesi
Fistan: Kadın elbisesi.
Fol etmek: Fasulye vb. sebze ve tahılları,fındık ve cevizi dıştaki yeşil kabuğundan ayırmak.
Folluk: 1- Tavukların yumurtladıkları yer. 2- Tavukların görmesi için bırakılan yumurta.
Foltak: Geniş, bol.
Foruz: Horoz.
Fösük: Gevşek örülmüş örgü.
------------------------------------------------------------------------------------------------
G
Gabahat (h belirsiz söylenir): Osurmak
Gabut: Palto.
Gahırlanmak: Üzülmek.
Gahramak: Söz ve davranışla birisini üzmek.
Galandar: 14 ocak 13 şubat arasındaki ay.
Galdirik (İkinci i uzun söylenir): Saplarından yemek ve turşu yapılan geniş yapraklı bir ot çeşidi.
Galuk: Evde kalmış, evlenmemiş.
Gan: Kan
Ganmak: 1- Yeterince yiyerek doymak. 2- İnanıp aldanmak.
Gancık: 1- Kedi,köpek gibi hayvanların dişisi. 2- Arkadan vuran hain.
Gantar böcü: Siyah renkli iri, boynuzları olan bir böcek.
Gap: 1- Kap .2- Tabak ,çanak vb. mutfak eşyası. 3- Bulaşık olmuş yıkanması için birikmiş mutfak eşyası
Gapgacak: Mutfaktaki tencere tabak vb.
Gara: Kara
Gara atiş: Evlerde ateş yanan kısımda, ocakta yanan ateş.
Gara batlıcan: Patlıcan
Garavu: 1- Dalları çekmeye yarayan eğri uçlu çubuk. 2- Dırmaçların ortasına takılan, u şeklinde eğilmiş dal.
Garatovuk: Siyah renkli 15-20 cm uzunluğunda srçeden biyükçe bir kuş.
Gardaşlık: çok yakın arkadaş.
Gardaş payı: Eşit pay.
Gargen: Gürgen ağacının bir çeşidi.
Garmak: 1- Avuç içinin alacağı kadar. 2- Birden fazla maddeyi birbirine katmak. 3-Karıştırmak.
Gartobu: Patates.
Gasuk: 1.Kasılmış 2. Kibirli
Gatık: Ayran.
Gasla (Gasla gene):1- Bilerek ve kasıtlı olarak. 2- Şakacıktan,yalancıktan.
Gaş: Hendek, uçurum.
Gatuk: Ayran.
Gavara: Osuruk
Gavsuk: Fındığın dış kabuğu.
Gaybana: İşe yaramaz, hayırsız.
Gayda: Ezgi, türkü.
Gaylık: Yağmurdan korunmak için çobanların başından topuğuna kadar inen bir tür örtü,kepenek.
Gaypmak: Sıçramak.
Gayış: Kemer.
Gaynata: Kayınpeder.
Gazel: Yere dökülmüş ağaç yaprakları.
Gebiç: Değirmencinin öğüttüğü undan aldığı pay.
Geçek: Bahçe kapısı.
Gegek: Ağaçların dalını çekmeye yarayan ucu kıvrık dal parçası.
Gelder: İneklere yal vermede kullanılan kap.
Gelek: Ağaç ve defter yaprağı.
Gene: Yine
Geniş (N genizden çıkarılır): 1- Geniş. 2- Umursamaz , kendini sıkmaz kişi.
Getü: Getir
Gevrek gevrek gonuşmak: Neşeli neşeli konuşmak.
Gı (I uzun söylenir): Bayanlara hitap şekli.
Gıcışmak ( gicişmek ): Vücuttaki bir yerin kaşınma hissi.
Gıcı:1- Bayanlar arasında kullanılan bir hitap şekli. 2- Erkeklerin karısına hitap şekli.
Gıcırik ( oyunu ) (İkinci i uzun söylenir): 1- Gıcırdayarak ses çıkaran. 2- Bir kazık ucuna geçirilmiş ağaç sandalı ile yapılan iki ucuna tutunan kişilerin döndürerek oyun oynadığı bir oyun aracı.
Gıdık: Küçük sepet.
Gıldır gıbıç: İşe yaramaz
Gılıç:1- Kılıç 2- Yer tezgahında dokuma yapılırken atkı iplerini sıkıştırmak için kullanılan bir tarafı ince diğer tarafı kalın ,ağaçtan yapılan araç.
Gır: Gri.
Gıran: Tepelerdeki düzlük alan.
Gırarmak: Kırarmak ,beyazlamak.
Gıravu: Kırağı,çiğ.
Gırılmak: 1- Gücenmek 2- Bir şeyin kırılması
Gırkmak: Kırpmak, saç kesmek, koyun-keçinin yünlerini kesmek.
Gısgıvrak: Sıkıca yakalamak.
Gısgıç: Kıntır,cimri.
Gıvrak: Hareketli.
Gıvratmak: Döndürmek,bükmek,ip bükmek.
Gıvrık: Sözünden çabuk dönen,güvenilmez kişi.
Gıyı gazması: Dar ve uzun ağızlı, sert zeminleri eşmekte kullanılan kazma çeşidi.
Girebi: Ucu kıvrık küçük balta.
Gocagarı ayı: Yerel takvim.
Gocagarı erüğü: Uzunca ve siyah bir erik çeşidi.
Gocaman: İhtiyar adam, yaşlıca bayanların kocalarına bir hitap sözü.
Gonuşuk: Söz,laf.
Godalak: Testis.
Gofnak (Gohnak da denir): Hoppa,yaşlı ve lafını bilmez kişi
Gollamak: Göz kulak olmak.
Gopagene: Koşarak.
Gopça: Düğme.
Gopmak: 1- Koşmak. 2- Kopmak.
Goşama: Avuç
Goşamalamak: Avuçlamak.
Goşmak: 1- Ateşe odun atmak. 2- Birsinin yanına bırakmak,birisiyle bir yere yollamak.
Got: Mısır, buğday, fındık gibi şeyler için kullanılan tahtadan yapılan ölçü kabı.
Got Gafalı: Kafası büyük fkat içi boş, aklı kıt.
Govalak: Baykuş.
Govalak: Baykuş.
Goy vermek: Serbest bırakmak.
Gozak: Henüz olgunlaşmamış meyve.
Gögüce: Boğmaca hastalığı.
Göğ: 1- Yeşil 2- Taze ve yeşil renkli sebzelerden yapılan yemek.
Göt: Bir yerin, bir nesnenin aşağı kısmı, alt tarafı.Örn:tarlanın götü.
Göt atmak: Kıçını sallamak.
Göt cebi: Pantolonun arka cebi.
Gövermek: Yeşillenmek.
Göynek: Eskiden, el dokuması kumaşlardan yapılan mintan,gömlek.
Göz: Suyun kaynağı.
Gözcek: Gözlük.
Guduruk: 1. Kudurmuş, 2. Hoyrat ve söz dinlemez.
Gukguk (ikinci u uzun söylenir): Guguk kuşu.
Gufa: Tahtadan yapılmış sırtta taşınan büyükçe su kabı.
Gulaç: Kulaç.
Gulaçlamak: Kulaçla ölçmek.
Gumbul: Ihlamur kabuğundan yapılmış çamaşır yıkarken kullanılan kül suyu hazırlanan kap.
Guşak: Kuşak.
Guşluk: Sabah ile öğlen arası vakit.
Guş pancarı: Yayvan şekilde yerde yetişen ve yemeği yapılan bir ot çeşidi.
Guvan: Bal arısı
Guvank: Saçta oluşan kepek.
Guyruklu: Özellikle ahırlarda ve tuvalet kuyularında, sidik akan yerlerde olan küçük, sülük benzeri hayvan.
Guyruklu: Özellikle ahırlarda ve tuvalet kuyularında, sidik akan yerlerde olan küçük, sülük benzeri hayvan.
Guz: Kuzeye dönük.
Guzine: Demirden yapılmış fırınlı soba.
Gübür: Çöp.
Gücük ayı: 14 şubat 13 mart arasındaki ay.
Güdüne: Mısırın taneleri ayrıldıktan sonra kalan koçan kısmı.
Güney: Güneye dönük arazi.
Gürgen: Kayın ağacı.
Güllük: Bir eğrelti otu çeşidi.
Güvenek: Isırdığı zaman çok kötü acıtan ve kanatan iri bir sinek türü.
Güz: Sonbahar.
-------------------------------------------------------------------------------------.
H
H
Habu: Bu
Habura: Burası
Haçan: Madem
Hakırdamak: Horlamak.
Halamu (Sondaki u uzun söylenir): Hala oğlu.
Ham tevek: Çok yıllık, beyaz çiçekli, tüylü tohumları olan, gövdesi üzüm gibi ve yaprakları parçalı bir bitki.
Hamayli: Yakaya takılan üçgen şeklindeki muska ve kabı.
Hamur geldi: Hamurun mayalanıp kabarması.
Hark: Küçük kanal.
Hara (İlk a uzun söylenir): Nere.
Hariye: Nereye
Harada: Nerede
Harar: Büyük sepet.
Harman etmek: 1- Fındık gibi ürünleri serip kurutmak.Tanesine ayırmak 2- Bir yeri çiğneyerek ezip zarar vermek.
Harpıtmak: sulu bir yiyeceği ekmeksiz yemek.
Hartama: Evin üzerine örtülen dar ve ince tahta.
Has un: Buğday unu.
Haşindi: Şimdi.
Haşlak: Çok sıcak.
Haşu: O
Hatçak: Güzel.
Havu: O
Havura: Orası
Havruz: Bebeklerin tuvaletlerini yapmaları için beşiğin içine yerleştirilen kap.
Haygır: 1-Aygır, erkek at.
Hayf almak: Öç almak.
Hayflanmak: Başaramadığı bir şey için üzüntüsünü sesli olarak belli etmek.
Haylamak: Yüksek sesle bağırarak hayvanı kovmak,kovalamak.
Hebile (hebüle): Böyle.
Hecük: Evet
Hekâ (a ince ve uzun söylenir): Masal
Helbet: Tabi ki, elbette.
Hele (İlk e uzun söylenir): Nasıl. Örnek: Hele oldu?
Helle: Su ve mısır unundan yapılan bir yemek.
Hengeme: Eğlence.
Heri ( e uzun söylenir.) : Cümlelerin baş veya sonunda kullanılan, önemsizlik belirten bir kelime.
Heş: Sığırları yürütmek için söylenen bir kelime.
Hevle gene: Öylece, o şekilde.
Hırsız sülük: Kabuksuz salyangoz.
Hışır: 1.Eski, kullanılmaz durumda olan, 2.Giysilerin eski ve yıpranmış olması ve böyle giyinen kişi.
Hışır etmek: 1- Kullanılmaz duruma getirmek. 2- Aşırı şekilde dövmek.
Hışır etmek: 1- Kullanılmaz duruma getirmek. 2- Aşırı şekilde dövmek.
Hızan: Çocuk.
Hingilim atmak: Sorumsuzca gezip tozmak.
Hoça: İmam,hoca.
Hopur: 1- Hırslı ve çok çalışan kişi. 2- Aç gözlü ve çok yemek yiyen,doymaz. 3- Çocukları korkutmak için var olduğu söylenen bir yaratık.
Hoşguran: Yemek yapılan, tarlalarda yetişen bir bitki.
Hothot: Yuvarlak küçük bir kabak ortadan delinerek gündoğdu sapına takılır.Her iki yandan bükülen gündoğdu sapından tutularak kabak tekerlekmiş gibi yürütülür.Kabağın çeşitli yerlerine otlar sokuşturulur.Yürütülüp döndürüldükçe tozlu yolda patpat hothot diye ses çıkaran bir oyuncak.
Hölüp: Kırnak oyununda kullanılan bir terim.
Höşül ağazlı: 1.Yayvan ve ağzında dişi eksik olan. 2. Boş boş konuşan, geveze.
Huriyk guşu (Sondaki i uzun söylenir): Baykuş.
Huriyk guşu (Sondaki i uzun söylenir): Baykuş.
--------------------------------------------------------------------------------------
I
I
Irgamak: Kıpırdatmak, sarsmak.
Irgalamak: İlgilendirmek.
Isgat: Ölünün ardından dağıtılan para.
Işık: Gaz lambası
Işık camı: Gaz lambasının camı
Işıkliyk etmek: Islık çalmak.
Işmar etmek: Gözünün birini kapatıp açarak işaret vermek.
Ipımık: Sıcak
Iradiye: Radyo
Iymak: 1- Sermek. 2- Dırmaç,dasdar dokumak için ipleri tezgaha yerleştirmek.
Iyım sıyım etmek: Serip dağıtmak.
________________________________________________
İ
________________________________________________
İ
İçgevü: İçgüveyi
İkide bıyıl: İkide bir,sık sık
İkileme: Mısırların ikinci çapası.
İkrah etmek: Bıkmak
İleğen: Leğen
İleki gün: Önceki gün.
İlenmek: Beddua etmek.
İlistir: Süzgeç.
İşgillenmek: Şüphelenmek.
İşlik: Gömlek, atlet.
---------------------------------------------------------------------------------------
K
Kefin: Kefen
Kelek: Koyun, keçi gibi hayvanlara takılan tenekeden yapılmış çan.
Kelep: Büyük iplik çilesi.
Keler: Tatlı su içinde ve karada yşayabilen kertenkele türü bir hayvan.
Kelçük: Elma , armut vb. meyveler yendikten sonra kalan kısmı.
Keme: Büyük fare , sıçan
Kenef: Tuvalet
Kerenti: Ağaçtan ince dal, yapraklı dal kesmek için kullanılan bir orak çeşidi.
Kerme: Hayvan dışkısı.
Kermelik: Hayvan dışkısının biriktirildiği yer.
Kepelek: 1- Kelebek. 2- Sığırların ciğerlerinde gelişen bir parazit nedeniyle oluşan hastalık.
Kerkmek: Belini ve kalçasını ileri geri hareket ettirerek küfür etmek.
Kertmek: Ağacı baltayla yaralamak.
Kesilmek: Yorulmak.
Kesdene: Kestane
Keşik: Nöbet, sıra.
Keşgek: Et, buğday, fasulye gibi malzemelerin ezilmesiyle yapılan bir yemek.
Kırkayak: 1-Çok fazla sayıda bacağı olan böcek çeşidi.
Kırnak: Toprakta açılmış 6 küçücük çukur ve 18’er çakıl taşı ile iki kişiyle oynanan oynanan oyun.
Kokulu üzüm: Siyah renkli, budanmayan, ağaçlara sarılan üzüm çeşidi.
Kömsük: Sigara izmariti.
Kösevü daşı: Bileği taşı.
Kötek: Dayak atmak için kullanılan odun.
Kösmeklik: Hayvan gübresini dışarı atmak için ahırda bulunan küçük delik.
Kulak vermek: Dinlemek.
Külek: Tahtadan yapılan ayran ve yoğurt konulan kova.
Külür: Tanesi yenilen bezelye cinsi.
Küremek: Sıyırmak, temizlemek..
Kütür: Saç üstünde yapılan mısır ekmeğinin ortası.
--------------------------------------------------------------------------------------------
L
Levlek: Yenen bir mantar çeşidi.
Lömbek: İri gözlü kişi
Lös lös: Uyuşuk.
---------------------------------------------------------------------------------------------
M
Mahana: Bahane
Malak: Mısır unundan yapılan, mamursa gibi fakat biraz daha sulu kıvamında olan pasta türü bir yiyecek.
Maslahat: İstek.
Malak: Mısır unundan yapılan, mamursa gibi fakat biraz daha sulu kıvamında olan pasta türü bir yiyecek.
Maslahat: İstek.
Mayalık: Sütünden yararlanılan sığır.
Meci: 1- İmece 2- İmece için gelen kişiler.
Mektep: 1. Eskiden dini bilgilerin öğretildiği bir nevi kurs ve binası. 2.Okul
Mesel: 1. Bilmece 2. Masal
Mesel mısda okumak: Lâfı uzatıp, eveleyip geveleyerek karşısındakini kandırmaya, söylediği yalana inandırmaya çalışmak.
Mesel mısda okumak: Lâfı uzatıp, eveleyip geveleyerek karşısındakini kandırmaya, söylediği yalana inandırmaya çalışmak.
Meşebe: Maşrapa.
Mısda ( a harfi uzun söylenir): Mustafa
Mile: Misket.
Mile: Misket.
Misir: Mısır.
Mıtırız: Cimri.
Momak: Ekmek.
Mudara: Sağlam olmayan, zayıf.
Mudara etmek: Yardım istemek, muhtaç olmak.
Mukdar: Muhtar.
Mundar: Kendiliğinden ölmüş ve eti yenmeyen hayvan.
Murçuk: Karalahananın ilkbahardaki çiçekleri,ağaçların yeni filiz veren uç bölümü.
Müzevir: Laf taşıyan kişi.
--------------------------------------------------------------------------------------------
N
Nah: Al
Nalet (a uzun söylenir): Lanet.
Navu: Ne var,ne oldu.
------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------
O
Oha(O uzun söylenir): Sığırların durması için söylenen sözcük.
Okarı: Yukarı
Okariye: Yukarıya
Olanca: Bütünü, tamamı.
Onikidaş oyunu: Oniki fasülye tanesi ile oynanan bir çizgi oyunu.
Ot gazmak: Çapa yapmak.
Ot gazması: Tarla kazmada kullanılan kazma çeşidi.
Oyan(uyan): Öte taraf.
----------------------------------------------------------------------------------------------
Ö
Ödek: Ödlek,korkak.
Örkünmek (ürkünmek): Taklidini yapıp kızdırmak.
Örtmen: Öğretmen
Örüzger: Rüzgar.
Örüzger: Rüzgar.
Ösevü (ö uzun söylenir): Ucu yanan ya da ucu közlü odun parçası.
Ötürmek: İshal olmak.
Ötürük: İshal.
-----------------------------------------------------------------------------------------
P
Padar: Kalın odun.
Paken: İçine mısır koçanı doldurulan,etrafına seyrek çıtalar çakılarak ağaçtan yapılan dikdörtgen biçimli anbar.
Pakla: Fasulye.
Pakla çorbası: Taze fasülye, kuru fasülye yemeği.
Pala: Eski giysilerden yapılan kırpıntı.(yatak ve yastık içine doldurulur)
Palak: Ayı ve eşek yavrusu.
Paldır: Sulak yerde yetişen geniş yapraklı bitki.
Pancar: Kara lahana.
Pancar çorbası: Kara lahanadan yapılan suluca yemek.
Paneyir: Panayır
Paneyir: Panayır
Panti: Sığırlarının yeminin konulduğu kısım.
Paşak etmek: Fındık toplandıktan ve buğday hasadından sonra kalan taneleri toplamak.
Patak: Elde çamaşır yıkarken kullanılan kalın tahtadan yapılmış kötek.
Patlicen: Domates
Paytar: Baytar,veteriner.
Peh (peh vermek): Sahiplenmek için anlaşma sonrası verilen para.
Peğ (pe) (ğ vurgulanmadan e uzun söylenir): Arazi etrafına yapılan taş duvar.
Pelit: Meşe.
Peşkir: Havlu.
Pöşkü: Soba.
Peşdamal: Kadınların beline bağladığı el dokuması çizgili uzunca etek ve bezi.
Peyke: Evlerde,kahvelerde duvara bitişik olan,oturulan ve ev odalarında yatak da serilen tahtadan yapılmış genişçe ve alçak sedir,kerevet.
Peytambal: Sahipsiz, bakımsız.
Pıllâmak: (ilk a ince )Pırlamak, uçmak
Pıllâ böcü: Uğur böceği.
Pırtı: Giyecek.
Pilaf: Pilav
Pileki( bileki ): Mısır ekmeği pişirilen taştan yapılmış tepsi.
Pisik: Kedi.
Pisiklik (Sondaki i uzun söylenir): İlkbaharda tüylü ve top top çiçekler açan bir söğüt cinsi.
Pisik otu: Çiçekleri beyaz renkli ve yumuşak tüylü olan bir çayır çeşidi.
Poluk (O uzatılarak söylenir): Közde veya suda pişirmek için koçanında taze mısır.
Pontul: Pantolon.
Porçuk (porsuk): Taranmamış saç.
Portakal rengi: Turuncu.
Pörsük: Sertliği gidip yumuşamış.Balon top gibi nesnelerin havasının kaçarak yumuşamış hali.
Pur: Yumuşak, sertlemiş topraktan oluşan bir kaya çeşidi.
Püsküt: (ikinci ü uzatılır)Bisküvi
--------------------------------------------------------------------------------------------
S
Sacayak: Ateşe kazan veya saç koymaya yarayan üç ayaklı araç.
Sadır: Çiş,sidik.
Sağan ( sahan) (ğ belirsiz söylenir): Büyük metal tabak.
Sakat: Yara.
Sakırtlak: Kan emen küçük bir böcek,kene.
Sallancak: Salıncak.
Sapa: Yol kenarında olmayan
Sapak: Dönemeç ,viraj,yol ayrımı
Saplavu: Kepçe.
Sapmak: 1- Geçerken uğramak. 2- Yolu değiştirmek.
Sarı: Kırmızı renk.
Sarıncalı: Eşek arısının daha küçük çeşidi.
Say: Yumuşak, sertleşmiş topraktan oluşan bir kaya çeşidi. Purdan daha serttir.
Sayıklamak: Yarı uyur yarı uyanıklık hali.
Sayışmak: Oyunlarda başlamadan tekerleme söylemek.
Sekmen: Tahtadan yapılmış iki ayaklı küçük iskemle.
Selametlemek: Yolcuyu uğurlamak.
Seren: 1- Yer tezgahında dokuma yapılırken iplerin arasını açmak için kullanılan araçlardan biri. 2- Öküz arabalarında yük taşıyabilmek için kullanılan ağaçtan yapılmış teşkilat.
Sıbartlamak: El ile dalı yaprağından ayırmak.
Sıçan: Fare
Sık: Mısırlar yetişirken aralarından sökülen fazla mısırlar.
Sık almak: Mısırların arasındaki fazla mısır bitkilerini kesip,kırıp çıkarmak.
Sırbat: Büyü.
Sibek ( sübek) : Beşikte havruz içine konulan ve sidiğin havruz içine akmasını sağlayan saz otu demeti.
Sifte etmek: Yeni çıkan bir meyveyi ilk defa yemek.
Siftin: İlk önce.
Sinnenmecek ( n, genizden çıkarılır):Saklambaç oyunu.
Sinmek ( n, genizden çıkarılır): Saklanmak.
Sivri gazma: Ucu sivri, pur eşmekte kullanılan bir kazma çeşidi.
Soğulmak (O uzun söylenir): Süt veren hayvanların süt vermez olması.
Su dökmek: İşemek.
Suvan: Soğan
Sülük: Salyangoz.
Sütliyen: Kırıldığı zaman beyaz renkli bir sıvı salgılanan bitki, sütleğen.
Süzme: 1- Ayran ateşte ısıtıldıktan sonra torbadan süzülmüş hali. Kurutulup çökelek yapılır. 2- Birinci tanımdaki katı maddenin, tazeyken az su ve şekerle ezilip üzerine pekmez dökülmesiyle yapılan bir tatlı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Ş
Şalgam: Tohumluk için ayrılan, fazlaca olgunlaşan hıyar.
Şeytan gınası: Taşların üzerindeki likenlerin tükürükle ıslatılıp ele sürülmesiyle yapılan bir kına.
Şüfer: Motorlu taşıt sürücüsü.
--------------------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------------------
T
Taflan: Karayemiş.
Tam: Samanlık,ahır
Tavlanmak: Şişmanlamak.
Tekduran yere: Sebepsiz olarak.
Tekebızlık: Takla.
Tekelcek: Tekerlek şeklinde, yuvarlak.
Tekellenmek: Yuvarlanmak.
Tekir: Direkler üzerinde yapılan ambar ,serender.
Telis: Kendirden yapılmış büyük çuval.
Tene: Buğday, fasulye gibi bitkilerin tanesi.
Terek: Mutfak rafı.
Terkisalah: Boş vermiş,dikkatsiz.
Teseltü: Masal.
Tevek: Üzüm, kabak gibi bitkilerin gövdesi.
Tingiltos oyunu: Tahterevalli
Tingiltos oyunu: Tahterevalli
Tirmit: Yenen bir mantar türü ve mantar türlerinin genel adı.
Toklu: Koç
Tomar: Grup ,yığın.
Top pancar: Beyaz lahana
Tosarmak: Küserek suratını asmak.
Tostosmak: Toparlak ve şişman.
Topur: Daldaki fındık çotanağı.
Tömelmek: Çömelmek.
Töngel: Muşmula.
Tunar: Orman kesilerek açılmış alan.
Tüneklik: Tavuk kümesi.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
U
Uçgur: Pantolon, şalvar gibi giyeceklerin düşmemesi için bele bağlanan ip.
Ulâ: Erkekler için kullanılan bir hitap.
Urgan: hayvanları bağlamak için kullanılan ip.
Usulgene: Yavaşça.
Uşak: Çocuk.
Uyra: Rüya
Uz: İnsanlara soğuk davranan kimse.
---------------------------------------------------------------------------------------------
---------------------------------------------------------------------------------------------
Ü
Üzülmek: İpin kopması.
Üzüm ayı: 14 kasım - 13 aralık arasındaki ay.
Üvendere: Koşumdaki öküzleri sürmek için kullanılan ucu sivri çivili ağaç sopa.
Üvez (Övez de denir): İnce sinek.
----------------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------------
V
Varagel: Yük taşımada kullanılan ilkel teleferik.
Vara: Var ya
Vıyaklamak: Ses çıkararak gitmek.
----------------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------------
Y
Yaban adamı: Ormanlarda yaşadığını inanılan her tarafı kılla kaplı insan.
Yal: Köpek ve sığırlar için hazırlanan sulu yiyecek.
Yallık: Sığır cinsi hayvanlara yal yapmak için biçilen ot vb. bitkiler.
Yalavu: Alev.
Yalavu: Alev.
Yalavuz: Tek başına, yalnız.
Yalaş (Birinci a uzun söylenir): Mısır unu ,su, peynir ve tereyağından hazırlanan bir yemek.
Yalabu: Şimşek.
Yalavuladı: Şimşek çaktı.
Yallık: İneklere verilecek taze ot ,yaprak gibi şeyler.
Yamsuk: Eğri, yassı.
Yan horan: Bir horon çeşidi.
Yavan: İneği süt vermez durumda olanlar için kullanılan bir sözcük.”Süt ,yoğurt “ gibi yiyecekler yok anlamında.
Yavan yaşuk (Yaşukdaki a uzatılır): Sütsüz, yoğurtsuz.
Yavşu: Tarlalarda yetişen, küçük yapraklı, ince dallı, toprağa halı gibi yayılan, saçak köklü bir bitki.Çorbası da yapılır.
Yaygı: Yere veya eşya üstüne serilen bezden yapılmış örtü.
Yaylım: Hayvanların otladığı yer, otlak.
Yaymak: Hayvanı otlatmak.
Yayuk: Yayık.
Yazlık: Yazın giyilebilen plastik veya bezden ayakkabı.
Yedilik: Düğününde sonra gelinin baba evine yapılan ziyaret.
Yenide ( n genizden çıkarılır): Gelecek yıl.
Yenlik ( n genizden çıkarılır): Hafif.
Yerçile (ikinci e uzun söylenir): Yabani yer çileği.
Yerişmek (yerüşmek): Yetişmek.
Yerük: Aş ermek.
Yeşil: Mavi renk.
Yiğidin (ilk i uzun,ğ belirsiz söylenir): 1-2 metre büyüyen uzun geniş yapraklı kötü kokulu bir ot çeşidi.
Yol etmek: Misafiri kapıya kadar geçirerek uğurlamak.
Yonga (N genizden çıkarılır): Balta ile kesilen, yontulan odundan çıkan parçalar.
Yufga: 1- Sığ 2- Oklava ile açılıp sacda pişirilen yufka.
Yumak (u uzun söylenir): Yıkamak
Yük etmek: 1- Taşınacak yük haline getirmek. 2- Bir kişiye iş yaptırıp zahmet etmek.
Yürek: Kalp.
Yüreği geçmek: Acıkmak.
Yüzüne gomak: Kaçan kızla ailesinin barışması.
-------------------------------------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------------------------
Z
Zabaçca: Yarın,sabahleyin.
Zahra: Öğütülmek için hazırlanan tahıl.
Zati: Zaten.
Zebil: Çok fazla ,kullanılamayacak kadar fazla.
Zeğet: Akşama
Zembil: Büyük sırt çantası.
Zıpçuk: 1- İnce ağaç dallarının kabuklarından ya da içi boş ot gövdelerinden yapılan bir düdük. 2- Taze fasülyenin ipliği
Zıpka: Arkası bol, bacakları dar erkek pantolonu.
Zıva ( a, uzun söylenir): Görele’nin bir köyüne verilen isim olmakla beraber özellikle Görele ve Giresun tarafını belirtmek için kullanılır.
Zumbuk: Yumruk.
*************-------------------*************-----------------***************
*************-------------------*************-----------------***************